20 Mayıs 2010 Perşembe

Apple'ın Isırılmış Elması


Yıl 1976... Her şey 21 yaşındaki bir gencin dev sirketlerin kulandığı kocaman odalar kaplayan çok pahalı bilgisyarların kişisel olması gerektiği fikrini ortaya atmasıyla başladı. Hawlett Packard firmasında tanıştığı The Woz lakalplı, Polonya asıllı Steve Wozniak başta her ne kadar bu fikri saçma bulsa da azimli genç Wozniak'ı ikna eder. Böylelikle ilk prototip yapılmış olur. Şirket kurmak için banka banka dolaşan gencin ''ben bilgisayar yapıcam insanlar evinde kullanacak'' fikrini bankacılar çok komik bulur ve kredi alamaz. Hırslı genç sarı Volkswagen'ini, Wozniak ise HP scientific calculator'ını satarak 1300 dolar elde ederler. Bir kaç elektronikçiden borç ile Apple Compturer Inc bu gencin garajında kurulur... Evet Steve Jobs.
İlk olarak piyasaya sürdükleri ev bilgisayarı Apple I'di ve onu 666.66$'a satıyorlardı. Fiyatlandırmaları konusunda Wozniak bu sayıyla Şeytanın Sayısıarasındaki ilişkinin farkında olmadığını, tekrar eden sayıları sevdiği için 500 $ fiyatın üzerine kar payı olarak %33'ünü ekleyip bu sayıya ulaştığını söyler. 1983 yılında Jobs, John Scully'i (o zamanPepsi-Cola'nın CEO'su) ayartarak ve "Ömrünün sonuna kadar sadece şekerli su mu satmak istiyorsun yoksa dünyayı mı değiştirmek istiyorsun ?" şeklinde meydan okuyarak Apple'in yeni CEO'su haline getirdi ama 1985 yılında firma içinde oluşan bir kavga sonucu Jobs, Sculley tarafından görevlerinden çekilmiştir ve dışarı atılmıştır. Apple'ı bıraktıktan sonra Jobs başka bir bilgisayar firması kurdu, NeXT Computer'ı. Kaderin bir oyunu olacak ki 1996 yılında Apple şirketi, Jobs'u kurduğu firmaya geri getirmek için NeXT'i 402 milyon dolar karşılığında satın aldı ve Jobs CEO olarak atandı. Daha sonra iMac, iPod, iPhone, iPad derken dünyanın en zengin şirketlerinden biri oldu.
Neyse gelelim asıl konumuza, Apple ilk kurulduğu zamanlar bir elma çeşidinin adı olan Macintosh ismiyle anılıyordu. Daha sonra Steve Jobs İncil'de yer alan Adem ile Havva'daki elmayı kullanmaya başladı. Isırılmış elma figürünün bugünkü anlamda ilk bilgisayarların üretiminde görev alan ve zehire batırdığı elmayı ısırarak intihar eden Alan Turing'e ithafen kullanıldığı da söylenmektedir. Alan Turing homoseksüel olduğunun anlaşıldığından sonra Ingiltere'deki hayati zor bir döneme girmiştir. Ingiltere'nin savas donemlerindeki yaptığı katkılar hiçe sayilip dışlanan Turing bir gun evinde olu bulunmustur. Masa başında intahar eden Turing'in elinde ısırılmış bir elma bulunmuştur.

17 Mayıs 2010 Pazartesi

Yarası Olan Gocunsun

Sevgili BURgsA taraftarları;
Daha dune kadar dunyanın en sikeli ligi ilan edilen ligde simdi bir anda tertemiz bir sampiyon oldu. Kendi takımınızın sampiyon olamamasına uzuleceginize Fenerbahçe'nin sampiyon olmamasını bayrammıs gibi kutlayacak kadar kuculdunuz. Fenerbahçe-gs macından once-sonra yazı paylasıp durursunuz; Fenerbahçeli ligi gs'nin ustunde bitirince basarı sayarmıs bilmemne, hadi biz onu basarı sayıyoruz diyelim siz altımızda bitirip bu yarısın icinde olmayıp ligde 2 macta yenilip, Teknik direktorunuz cıkıp gecen sene 5. oldu bu takım simdi 3. olduk diye acıklamaya uzulmezsiniz, yada en ezeli rakibinizin 10 puan gerisinde lige bitirmek sizin umrunuzda olmaz sizin tek kıstasınız sezon sonu Fenerbahçe sampiyon olamamasdır bunu da kutlarsınız kendiniz sampiyon olmuscasına... afedersiniz ama elin s...le gerdege girilmez. Evet sampiyon olamadık kına yakın bir yerlerinize ama şunu unutmayın biz seneye de sampiyon oluruz, bu yarısın icinde her sene oluruz, sampiyon oluruz ya da olmayız onemli degil ama siz bu kafayla 3.lukten oteye gidemezsiniz. Tabii ki de Fenerbahçe'nin şampiyon olmasını istemeyeceksiniz biz de aynı durumda istemezdik ama bu bursalı gibi kutlanmaz, icinizdeki Fenerbahce nefreti tuttugunuz takımın sevgisinden buyuk oldugu zaman Galatasaraylı degil Anti-Fenerbahçeli oluyorsunuz ve yakısmıyor. Siz olmazsak biz, biz olmazsak siz olmazsınız, kucuk davranısları bırakıp biraz tuttugunuz takımın buyuklugune yakısır hareket etmelisiniz. Nasıl ki Aziz Yıldırım yüzünden bu nefretin olmaması gerekiyorsa ve tum Fenerbahceye mal etmek dogru degilse, yukarıdaki gibi davranısları, hareketleri tum Galatasaray taraftarlarına mal etmenin dogru olmadıgını dusunuyorum. Bursa forması giymeyen sadece Galatasaraylı olanları bunun dısında tutuyorum ve tebrik ediyorum.

18 Mart 2010 Perşembe

Ağzı olan konuşuyor #3 - Arthur Zico


''Maç kelimesi, İngilizce'de müsabaka/karşılaşma kelimeleri ile anlamdaş kullanılırken Portekizce'deki karşılığı ise oyundur; bizim futbol anlayışımızın farkı, belki de buradadır.''

9 Mart 2010 Salı

Futbolun Devrimcisi... Cristiano Lucarelli


1975 doğumlu Cristiano Lucarelli, Livornolu bir liman işçisinin oğlu. Bu nedenle efsanevi oyuncu kendini “Doğuştan komünist” olarak tanımlıyor. Her futbolcunun bir futbol düşü vardır. Lucarelli’nin düşü de bir gün Livorno formasını giymekti. Lucarelli bu düşünü 28 yaşında gerçekleştirebildi, Livorno’ya gelene kadar sekiz farklı takımda mücadele etti. Her geçen sezon ismi biraz daha büyüyen Lucarelli, önüne çok büyük teklifler gelmesine rağmen, düşünü gerçekleştirmek istedi. 2003-04 sezonunda Serie A’da gol kralı olan Lucarelli bir yol ayrımına geldi. Ya kendisine Rusya’nın Zenit takımı tarafından teklif edilen 3 milyon euroluk transfer teklifini kabul edecek ya da düşük bir ücret karşılığında Livorno’da oynamayı tercih edecekti(Zenit daha sonra Fatih Tekke'yi aldı). İşte Lucarelli’yi Livorno taraftarlarının kalbine kazıyan da, bu teklifi şu cümleyle reddetmesi oldu: “Bazı futbolcular yarım milyona bir Ferrari ya da güzel bir tekne alırlar. Ben o paraya sadece bir Livorno forması satın almak isterim. Tüm beklentim ve isteğim bu''
Gol attıktan sonra sevincini sol yumruğunu havaya kaldırarak ifade ettiği için İtalyan federasyonundan defalarca ceza alan Cristiano Lucarelli, İtalya Milli Takımı’na çağrılması gündeme geldiği dönemde “Benim milli takımım Livorno” diyerek asli kimliğinin ne olduğunu tekrar ortaya koymuştu. Cristiano, İtalya’nın 21 yaş altı Milli Takımı’nda gol attıktan sonra formasını çıkarıp sallamaya başladığında, formasının altında, üzerinde Che’nin resminin bulunduğu bir forma görünür ve tepkilere yol açar.
Cristiano'nun unutulmayan sözlerinden; ''Livorno'yu eşimden daha çok sevdiğimi söylüyorlar. Bu kesinlikle yanlış. Eşimi de en az Livorno kadar seviyorum.'' Livornoya olan sevgisini anlamak çok kolay..

8 Mart 2010 Pazartesi

Hakettiler mi?


Avatar'ın bana göre sıradan film olma barajını aşamamasının nedeni öncelikle görüntü efekt vs dışında izleyeciye hiçbir şey verememiş olmasıdır. Akademi de böyle düşünmüş olacak ki aldığı ödüller bu dallarda oldu. Kurulan dünya belki çok güzel ama buna ekstra bir duygu yada beklenmedik bir olay eklenmiyor ayrıca klasik Hollywood sonu ile film bitiyor. Gelmiş geçmiş en büyük hasılat toplayan film(2.5 milyar dolar) olmasının nedeni öncelikle dünyanın en pahalı filmi(500 milyon dolar) olmas
ı. İkincisi ise 3 boyutlu film devrinin ilk filmlerinden olması. Avatar bence insanların 3 boyutlu film nasıl oluyor merakından yararlandı.
6 dalda Oscar kazanan film The Hurt Locker; 2008 yapımı film 12 milyon dolara mal edilmiş bir film ve 25 milyon doları bulmayan hasılatı var. Vasatı geçemeyen yanlı olarak yapılmış bir film, En iyi Film dalında nasıl olur da seçilir anlamak çok mu zor? Aslında çok zor değil işin içinde Amerika olunca çok kolay.Amerikan askerlerini kahraman gösteren ve Irak halkını Terörist olarak lanse eden film resmen propaganda amaçla yapılmış ve 6 dalda ödül almıştır. Bir kez daha gördük ki Amerika'yı masum, adil olarak gösteren yani yücelten filmler iyi yerlere geliyor, bu bir siyasi olaydır, tıpkı Türkiye'yi kötüleyen yazarların Nobel ödülü alması gibi.

Oscar'ın ardından


Oscar töreni, alıştığımız görkemiyle Los Angeles Kodak Tiyatrosunda sahiplerini buldu. Merakla beklenen En İyi Film ödülünü 2008 yapımı olan The Hurt Locker aldı. En İyi Yönetmeni ödülünü de The Hurt Locker filminin yönetmeni Kathryn Bigelow aldı ve bu dalda ödül alan ilk kadın yönetmen olarak tarihe geçti. Sandra Bullock The Blind Side filmindeki büyüleyici performansıyla beklenildiği gibi En İyi Kadın Oyuncu seçilirken En İyi Erkek Oyuncu ise Crazy Heart filmindeki performansıyla Jeff Bridges oldu. En İyi Yardımcı Oyuncularda da beklenen oldu ve Inglorious Bastards filminde başarılı performans sergeleyen Christopher Waltz ve kadınlarda ise Precious'taki performansıyla Mo'Nique akademi tarafından seçilen isim oldular. Gecenin süprizi ise 9 dalda aday olan Avatar'ın sadece 3 dalda sevinebilmesiydi. Orjinal Senaryo dalında Oscar kazanan film “The Hurt Locker (Mark Boal) ” oldu. Boal’ın teşekkür konuşması belkide gecenin en fazla eleştirilen konuşması olacak, tabi Amerika tarafından değil. Boal konuşmasının sonunda ödülü “Şehitlerimiz ve babam için alıyorum” dedi. Irak’taki savaşın diğer cephesi Iraklılar için hiçbir şey söylemedi. Uyarlama Senaryo dalının Oscar sahibi ise Precious ile Geoffrey Flesher’in oldu. En İyi Kostüm dalında daha önce iki kez bu ödülü alan Sandy Powell bunlara bir yenisi The Young Victorya’daki çalışmaları ile ekledi. En İyi Ses Montaj ve Kurgu’sunda The Hurt Locker 3 ödülü birden kaptı. En İyi Görüntü Yönetmeni dalında Oscar’ı İlk kez Oscar adaylığı olan “Mauro Fiore (Avatar)” aldı. En İyi Film Müziği dalında ise ödüle layık görülen isim ilk kez Oscar adaylığı olan Michael Giacchino (Up) oldu. Sıradışı Göresel Efektler dalında en iyi bulunan film Star Trek’i geçerek Avatar oldu. En İyi Yabancı Film dalında ödülü “El Secreto de sus Ojos (Arjantin) ” aldı. Arjantin’in altıncı Oscar adaylığı var, bu ödülle ikinci kez Oscar sahibi olmuş oldu.

7 Mart 2010 Pazar

Ağzı olan konuşuyor #2 - Brian Clough


"Tanrı futbolu gökte oynamamızı isteseydi, oraya da çim koyardı."
-Brian Clough, 1991, Nottingham Forest menajeri, uzun toplarla futbol oynamaya tepkisini dile getirirken

4 Mart 2010 Perşembe

Futbolun Şeytan Yüzü

Geçtiğimiz hafta Arsenal forması giyen genç futbolcu Ramsey'in ayağının kırılmasının ardından, daha önce aynı kaderi paylaşmış olan futbolculardan bir kaç örnek vermek istersek;

Francesco Totti
19 Şubat 2006’da İtalya Şampiyonluk kupasında Empoli’ye karşı oynarken sol kaval kemiğini kırmış ve ayak bileğinin yan kemiğini bağlayan liflerine zarar vermişti.

Jacob Olesen
Danimarkalı Olesen Ekim 2006’da sol ayak bileğinin yerinden çıkmasıyla sahalara 6 ay veda etmek zorunda kalmıştı.

Henrik Larsson
1999’da Henrik Larsson’ın 2 yerinden kırılan bacağı kariyerini mahvedebilirdi. 7 ayda mucizevi bir şekilde düzelmesi 2000 Avrupa Kupası için tam zamanında dönmesini sağladı. 2002 FIFA DünyaKupası’ndan sonraki emekliliğine kadar İsveç’in vazgeçilmez oyuncusuydu.


David Busst
Coventry defans oyunucusu David Busst, Nisan 1996’da Manchester United’ın defans oyuncusu Denis Irwin ile çarpışması sonucu incik kemiği ve kaval kemiğini kırmıştı. Kırılan kemiğin deriyi delmesinden dolayı akan kanı sahadan temizlemeleri gerekmişti. Busst bir daha profesyonel olarak oynayamadı. United’ın kalecisi Peter Schmeichel, kazanın görgü tanığı olarak, sonrasında psikolojik tedavi görmüştü.


Eduardo da Silva
23 Şubat 2008’de Birmingham City ile Arsenal maçında, Eduardo da Silva’nın kaval kemiği kırıldı ve sol ayak bileği yerinden çıktı. Birmingham City oyuncusu Martin Taylor, Eduardo’dan yanlış zamanda top kapmaya çalışması sonucu oluşan bu olay üzerine hemen maçtan atılmıştı. Eduardo Ocak 2009’da sağlığına yeniden kavuşmuştur


Djibril Cisse
2006’da Fransa’da oynanan maçta Cisse ile Shandong takımının defans oyuncusu çarpışınca; Cisse sağ bacağını kırdı.

Wilfred Bouma
UEFA Intertoto Kupası 3. Tur rövanş maçında Aston Villa, evinde Danimarka ekibi Odense ile karşı karşıya gelirken Bouma girdiği ikili mücadele sonrası bu talihsiz kaderi yaşadı.


2 Mart 2010 Salı

Görmedim Duymadım Bilmiyorum #2 Neden Amerikan Futbolu denir?


Amerikalılar elle oynadıkları bir oyuna neden Football diyorlar? Eminim bu soruyu daha önce soranlar ya da merak edenler olmuştur. Önce Amerikan futbolunun tarihine kısaca bakalım. Her şey, futbolun kurallarından sıkılan bir İngiliz oyuncunun, oyun sırasında topa ayakla vurmaktan sıkılıp, topu eline alıp koşmasıyla başlamış. Bu, her ne kadar normal futbolda kuralların açık bir şekilde ihlali olsa da, oyuna bu yeni yaklaşımın diğer oyuncuların da hoşuna gitmesi üzerine rugby oyunu doğmuştur. Daha sonra Amerika'da yayılarak popülerite kazanmıştır. Fazla derine inmeden asıl konumuza gelelim. Amerikan futbolunun oynandığı topun boyu, Amerikan ölçü birimi olarak "1 foot" (yaklaşık 30 cm) uzunluğundadır ''football'' denmesinin sebebi de budur.

and the Oscar goes to...


Oscar'a sayılı günler kala heyecan her geçen daha da artıyor. Bu yıl 82. düzenlenecek olan Akademi Ödüllerinde ilk kez 10 film aday gösterildi. Bu da sanırım heyecanı arttırıyor ve jurinin işini biraz daha zora sokuyor. Oscar'ın en önemli 5 ödülünün adaylarını tekrar gözden geçirecek olursak;
En İyi Film: Avatar, The Blind Side, District 9, An Education, The Hurt Locker, Inglourious Basterds, Precious: Based on the Novel 'Push' by Sapphire, A Serious Man, Up, Up in the Air. En İyi Yönetmen: Avatar-James Cameron, The Hurt Locker-Kathryn Bigelow, Inglourious Basterds-Quentin Tarantino, Precious: Based on the Novel 'Push' by Sapphire-Lee Daniels, Up in the Air-Jason Reitman En İyi Kadın Oyuncu: Sandra Bullock-The Blind Side, Helen Mirren-The Last Station, Carey Mulligan -An Education, Gabourey Sidibe -Precious: Based on the Novel 'Push' by Sapphire, Meryl Streep -Julie & Julia En İyi Erkek Oyuncu: Jeff Bridges -Crazy Heart, George Clooney -Up in the Air, Colin Firth -A Single Man, Morgan Freeman -Invictus, Jeremy Renner -The Hurt Locker En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu: Penélope Cruz -Nine, Vera Farmiga -Up in the Air, Maggie Gyllenhaal-Crazy Heart, Anna Kendrick -Up in the Air, Mo'Nique -Precious: Based on the Novel 'Push' by Sapphire En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu: Matt Damon -Invictus, Woody Harrelson -The Messenger, Christopher Plummer -The Last Station, Stanley Tucci -The Lovely Bones, Christoph Waltz -Inglourious Basterds


Benim tahminlerim;
En İyi Film: Avatar
En İyi Yönetmen: The Hurt Locker-Kathryn Bigelow
En İyi Kadın Oyuncu: Sandra Bullock-The Blind Side
En İyi Erkek Oyuncu: George Clooney -Up in the Air
En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu: Christoph Waltz -Inglourious Basterds
En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu: Mo'Nique -Precious

The Hurt Locker ve Avatar 9 dalda en fazla aday olan 2 film. Bu da eski evli çift James Cameron ve Kathryn Bigelow arasında geçecek düelloya heyecan katıyor. Bunun dışında Up hem en iyi animasyon hem de en iyi film dalında aday gösterilerek bir ilke imza attı. 7 mart pazar Alec Balwin ve Steve Martin'in sunuculuğunu üstlendiği gecede neler olacağını bekleyip göreceğiz.

Yıldırım Aziz Yeter?


''Hep destek tam destek'' bu slogana daha fazla uyan başka taraftar belki de yok Türkiye'de. Ama işin içinde verilen sözler olunca eleştiri yapmak en doğal hakkımız...
Sezon başında 3 sene üst üste şampiyonluk sözü veren Aziz Yıldırım daha ilk sezondan bu sözünü tutamamıştır. Ligin sonunu beklemeye gerek yok bence derhal çıkıp milyonlarca Fenerbahçe tarafından özür dilemeli ve istifasını vermelidir. Bunca yılın hatrına bence bunu hakediyoruz. Yılda ortalama 150 milyon TL geliri olan, bunun 40 milyonu Fenerium mağazalarından sağlanan, yani taraftarından her türlü desteği sonuna kadar gören bir kulüp, taraftarından en fazla destek alan kulüptür Fenerbahçe. Yani Fenerbahçe'de öyle bir maddi güç var ki, Adnan Polat yönetse anca bu kadar kötü yönetir. Aziz Yıldırım'ın megolomanlığının yani her şeyi en iyi kendi bildiğini zannetmesi bu komik duruma düşme nedenlerinden en büyüğü. Fenerbahçe dergisinin mart sayısında yaptığı açıklamada Başkan Aziz Yıldırım ''sezonun ikinci yarısının başında yaşadığımız bu sendelemeye rağmen takımımız, şampiyonluğun da Türkiye Kupası`nın da en güçlü adayıdır. Fenerbahçe Spor Kulübü, bugüne dek her sezona şampiyonluk iddiasıyla başlamıştır ve bu her zaman böyle de olmalıdır. Bu sebeple, şampiyonluk iddiası `Kişisel bir söylem değildir`''. Bu gerçtekten taraftarla dalga geçmektir. Kurulan kadro belli puanlar ortada milyonlarca taraftarla dalga geçmenin daha ne alemi var? Şimdi akıllara şu soru doğal olarak gelebilir. Her şey iyiken Aziz Yıldırım efsane başkandı şimdi noldu? Efsane başkanlığına bir şey demiyorum; rakibinin aksine tırnaklarınla kazıyarak hakederek senelerce binbir zorlukla yapılan stad, Aziz Yıldırım'ın bana göre en büyük başarısıdır. Fakat sadece ekomomik ve kurumsal açıdan elde edilen başarılar bizleri tatmin etmiyor ve bu ekonomik güç kesinlikle sportif alana yansımıyor. Problem budur birileri çıkıp milyonlarca Fenerbahçe taraftarına bunların nedenlerini anlatmalıdır. Fenerbahçe kulübü son 2 yılda yaptığı transferler ve yanlış Teknik Direktör seçimleriyle 5 yıl geriye gitmiştir. Yıllardır Aziz Yıldırım'ın 'yabancı sınırlaması kalksın' mücadelesine karşın bu sezon devre arasında Carlos'un gitmesine rağmen inatla transfer yapılmaması, lige 7 yabancıyla devam etmek inanılmaz derecede kendiyle çelişen ve Fenerbahçe'nin ne kadar kötü yönetildiğini gösteren bir durumdur. Transfer bitirici yönetici olmaması da Aziz Yıldırım'ın en iyisini ben bilirim! mantığına uygundur.
Bence Aziz Yıldırım helalleşip taraftara veda etmelidir bu sefer kimsenin bırakma bizi başkan diye yürüyüş yapacağını zannetmiyorum. Aziz Yıldırım Fenerbahçe'ye zarar vermektedir ve bu iş inada bindikçe bu zarar katlanarak büyür. Başkan her şey tadında kalmalı, bırak da biz seni efsane başkan olarak hatırlayalım..

Yenilginin sorumlusu


Fenerbahçe İstanbul Belediye Spor'a yenilerek ligde üst üste 2. yenilgisini aldı ve adeta Galatasaray'a şampiyon ben olmayacagım sen buyur dedi ve bana göre havlu attı. Hakem Fırat Aydınus'un evlere şenlik yönetimini de göz ardı etmemek lazım. Maçı bir yerden alıp diğer tarafa verdi. Peki Aziz Yıldırım federasyona savaş açmadı mı? Eskişehir maçından sonra Kulüpler Birliği başkanlığından istifa etmedi mi? Şimdi neden çıkıp konuşmuyor çok merak ediyorum. Eskişehir maçında olanlardan çok daha yanlış ve maçı etkileyecek kararlar verildi. Sessiz kalınması enteresan. Neyse bu haftadan sonra şampiyonluk hayal olarak görülebilir. Bunun nedeni Galatasaray'ın iyi bir takım olması degil fakat Fenerbahçe'nin kötü olması. Şunu da söylemek lazım ki Galatasaray'ın kadrosu Fenerbahçe'den daha iyi. Aradaki ekonomik farka bakılacak olursa traji komik bir durum. Beşiktaş'ın kadrosunun da Fenerbahçe'den daha iyi olduğunu düşünüyorum. 3 büyükler arasında en ''zengin'' kulüp olup da bu komik durumlara düşmek ayıptır, utanç vericidir. Tek sorumlusu vardır o da Aziz Yıldırım'dır.

23 Şubat 2010 Salı

Güiza'yı yuhalamak?


Tamam ben de Güiza hayranı değilim, fakat Güiza'yı yuhalamak Fener'e nasıl bir kazanç sağlayacak? En az 4 ay Güiza Fenerbahçe'nin futbolcusu olarak kalacak. Bana göre Güiza formasını bir çok futbolcudan daha çok terletiyor. Fenerbahçe'de daha önce hangi futbolcu yuhalandıktan sonra gözyaşlarını tutamadı? Bence bu Güiza'nın isteğini azmini gösteriyor. Peki diyeceksiniz ki Güiza çok mu iyi forvet? Hayır değil. Çok mu kötü peki? O da değil. Güiza'nın kaçırdıkları abartı şekilde de olsa futbolda olan şeyler bunlar. Bence seyirci bugün ayıp etti. Umarım ilerki maçlarda okçunun gönlünü alabiliriz.
Taraftar Semih Şentürk diye dakikalarca bağırdı ve öyle ya da böyle Semih oyuna girdiğinde Fenerbahçe 2-1 öndeydi. (Alma mazlumun ahını çıkar aheste aheste.) Bu arada yuhalanacak futbolcu aranıyorsa Bilica, Christian ve Deniz Barış derim ben.

Ruhsuzluk, Rehavet, Stres, Şanssızlık???


Ne derseniz deyin, Fenerbahçe sahasında 2-0 galip durumdan Bursaspor'a 3-2 yenildi. Alex'in şık golü perdeyi açtı ve Andre Santos'un golü milyonlarca Fenerliye derin bir oh çektirdi. Bu 'oh' u sahadaki Fenerli futbolcular da çekmiş olacak ki, Gökhan Gönül'ün gereksiz ve saçma şekilde kaybettiği top Fenerbahçe kalesinde gol oldu. İlk yarıda durgun olan Emre ikinci yarıda daha istekliydi. Bursaspor bence kafasında bitirdiği maçta Bilica'nın inanılmaz derecede gereksiz hareketi şanssız bir şekilde gol oldu. Ardından Christian'ın müthiş saçma top kullanmaya çalıması 3. golü getirdi. Fenerbahçe yenilgiyi hakettimi? hayır. Bursaspor puan almayı haketti mi? hayır. Bir başka konu ise son 2 lig maçı yani Manisa ve Bursa maçında, rakipler pozisyon bulmadan puan veya puan aldılar. Bu da futbolun adaleti olmadığını bizlere bir kez daha gösterdi. Fenerbahçe'nin son haftalardaki şanssızlığının yanı sıra bireysel hatalardan gelen goller var.
Güiza konusunu ayrıca yazıcam da şimdi burada özellikle 3 tane futbolcu var ki top rakipteyken asla basmıyorlar. Christian, Andre Santos ve Deniz Barış. Özellikle bir orta saha oyuncusu olan Christian'ın neden refakatcilik ettiği büyük bir soru işareti bana göre.

22 Şubat 2010 Pazartesi

Ağzı olan konuşuyor #1-Silvio Berlusconi


"Geçen sezon Ancelotti Ronaldinho'yu kötü kullandı.Leonardo vatandaşını nasıl daha iyi kullanacağını biliyor."
Milan onursal başkanı Berlusconi'nin sezon başında Ronaldinho'nun geleceği hakkındaki yorumu. Pek de haksız sayılmaz...

Görmedim Duymadım Bilmiyorum #1- Mucizelere İnanırmısınız?


22 Şubat 1980, yani 30 yıl önce bugün..
Lake Placid'de yapılan 1980 kış olimpiyatları buz hokeyi yarı final müsabakası ABD ve Sovyet Rusya'yı karşı karşıya getirmiştir. Kolejli amatör oyunculardan kurulu ABD takımına dönemin favorisi 1968 olimpiyatlarından beri namağlup Sovyet Rusya karşısında hiç şans verilmemiştir. Hele ki karşılaşmadan 13 gün önce yapılan hazırlık maçında Sovyet Rusya'nın ABD'yi 10-3 gibi bir skorla hezimete uğratması hiç kuşku yok ki ibreyi Sovyet Rusya'ya çevirmişti. Sovyet Rusya rakibini hafife almış olacak ki sahadan 4-3 galip ayrılan taraf ABD olmuştur. Ardından finalde Finlandiya'yı deviren ABD mutlu sona ulaşmıştır. (her abd maçında duyduğumuz ünlü "u-s-a", "u-s-a" tezhüratı bu maçta çıkmıştır). Tarihte 'Miracle on ice' diye bilinen ve ESPN tarafından 20. yüzyılın en büyük spor olayı seçilen bu mucizevi olay, 2004 yılında Kurt Russell'ın başrolde oynadığı 'Miracle' filmiyle beyaz perdeye aktarılmıştır.

21 Şubat 2010 Pazar

Türkiye Kupası Fenerbahçe Ülker’in


Aynı futboldaki gibi uzun süredir Türkiye Kupasına hasret kalan Fenerbahçe Ülker 43 yıl sonra kupayı müzesine götürdü. Maça iyi başlayan Fenerbahçe Ülker 8-0 lık Mersin BB serisine engel olamayınca devreyi 2 sayıyla yenik kapadı. 4. çeyrekle beraber savunmasını sertleştiren Fenerbahçe rakibinin üstüste 4 hücümunda sayı bulmasına izin vermeyince maçı 72-68 kazanarak zor da olsa galip gelerek bu sene belki de ilk defa taraftarını memnun etti.

Fenerbahçe Ülker Finalde


Teknosa Türkiye Kupası yarı final mücadelesinde Fenerbahçe basketbol takımı Efes Pilsen ile karşı karşıya geldi. Fenerbahçe 3. çeyrekte 10 sayı geri düşmesine rağmen karşılaşmadan 70-64 galip ayrılarak finale yükselen taraf oldu. Fenerbahçe'de Tarence Kinsey 16 sayı ile maçın en skorer ismi olurken aynı zamanda karşılaşmanın yıldızı ödülünü de kazandı. Final mücadelesi Mersin Büyükşehir Belediyespor ile 21 Şubat Pazar Saat15:30`da Adana Yüreğir Spor Salonu`nda oynanacak.

Güiza'yı yönetim mi oynatıyor?



Fenerbahçe Kulübü; İspanyol oyuncusu Daniel Güiza'nın 11'de oynaması yönünde direktif verdiği haberleri üzerine açıklama yaptı. Kulüp basında yer alan haberlerin asılsız olduğu bildirse de Güiza'nın performansı düşük olduğu sürece bu tip dedikodular ortaya atılacaktır. 14 milyon euro gibi yüksek maaliyetli bir oyuncunun yarattığı bu hayal kırıklık yönetim üzerinde gün geçtikçe katlanan bir baskıya neden olmaktadır. Her maça yeni bir umut ve beklentiyle bakan Fenerbahçe taraftarı bakalım nereye kadar sabredecek.

Mehmet Topuz'da yırtık!!!



Fenerbahçe'de sakatlar kervanına, Lille maçı sonrası sol bacak üst adalesinde yırtık oluşan Mehmet Topuz da katıldı. Antrenmanda yer almayan futbolcunun tedavisinin başlandığı bildirilirken, Mehmet Topuz, Bursaspor'a karşı forma giyemeyecek.

Everton'ın şakası olmaz


Çoğu insan geçtiğimiz hafta içinde Milan'la oynanan şampiyonlar ligi maçında kırmızı şeytanların 3-2 galibiyetine aldanarak, United'ın Goodison Park'tan yara almadan çıkacağını düşünmüş olsa da Everton haklı bir galibiyet alarak Avrupa Kupası şansını devam ettirdi. United öne geçmesine rağmen rus ortasaha oyuncusu Bilyadetinov eşitliği sağladı. Asıl ilginç nokta ise Everton'ın yedekten oyuna giren 2 genç yeteneği Dan Gosling ve Jack Rodwell'in birer golleri galibiyeti getirdi.