18 Mart 2010 Perşembe

Ağzı olan konuşuyor #3 - Arthur Zico


''Maç kelimesi, İngilizce'de müsabaka/karşılaşma kelimeleri ile anlamdaş kullanılırken Portekizce'deki karşılığı ise oyundur; bizim futbol anlayışımızın farkı, belki de buradadır.''

9 Mart 2010 Salı

Futbolun Devrimcisi... Cristiano Lucarelli


1975 doğumlu Cristiano Lucarelli, Livornolu bir liman işçisinin oğlu. Bu nedenle efsanevi oyuncu kendini “Doğuştan komünist” olarak tanımlıyor. Her futbolcunun bir futbol düşü vardır. Lucarelli’nin düşü de bir gün Livorno formasını giymekti. Lucarelli bu düşünü 28 yaşında gerçekleştirebildi, Livorno’ya gelene kadar sekiz farklı takımda mücadele etti. Her geçen sezon ismi biraz daha büyüyen Lucarelli, önüne çok büyük teklifler gelmesine rağmen, düşünü gerçekleştirmek istedi. 2003-04 sezonunda Serie A’da gol kralı olan Lucarelli bir yol ayrımına geldi. Ya kendisine Rusya’nın Zenit takımı tarafından teklif edilen 3 milyon euroluk transfer teklifini kabul edecek ya da düşük bir ücret karşılığında Livorno’da oynamayı tercih edecekti(Zenit daha sonra Fatih Tekke'yi aldı). İşte Lucarelli’yi Livorno taraftarlarının kalbine kazıyan da, bu teklifi şu cümleyle reddetmesi oldu: “Bazı futbolcular yarım milyona bir Ferrari ya da güzel bir tekne alırlar. Ben o paraya sadece bir Livorno forması satın almak isterim. Tüm beklentim ve isteğim bu''
Gol attıktan sonra sevincini sol yumruğunu havaya kaldırarak ifade ettiği için İtalyan federasyonundan defalarca ceza alan Cristiano Lucarelli, İtalya Milli Takımı’na çağrılması gündeme geldiği dönemde “Benim milli takımım Livorno” diyerek asli kimliğinin ne olduğunu tekrar ortaya koymuştu. Cristiano, İtalya’nın 21 yaş altı Milli Takımı’nda gol attıktan sonra formasını çıkarıp sallamaya başladığında, formasının altında, üzerinde Che’nin resminin bulunduğu bir forma görünür ve tepkilere yol açar.
Cristiano'nun unutulmayan sözlerinden; ''Livorno'yu eşimden daha çok sevdiğimi söylüyorlar. Bu kesinlikle yanlış. Eşimi de en az Livorno kadar seviyorum.'' Livornoya olan sevgisini anlamak çok kolay..

8 Mart 2010 Pazartesi

Hakettiler mi?


Avatar'ın bana göre sıradan film olma barajını aşamamasının nedeni öncelikle görüntü efekt vs dışında izleyeciye hiçbir şey verememiş olmasıdır. Akademi de böyle düşünmüş olacak ki aldığı ödüller bu dallarda oldu. Kurulan dünya belki çok güzel ama buna ekstra bir duygu yada beklenmedik bir olay eklenmiyor ayrıca klasik Hollywood sonu ile film bitiyor. Gelmiş geçmiş en büyük hasılat toplayan film(2.5 milyar dolar) olmasının nedeni öncelikle dünyanın en pahalı filmi(500 milyon dolar) olmas
ı. İkincisi ise 3 boyutlu film devrinin ilk filmlerinden olması. Avatar bence insanların 3 boyutlu film nasıl oluyor merakından yararlandı.
6 dalda Oscar kazanan film The Hurt Locker; 2008 yapımı film 12 milyon dolara mal edilmiş bir film ve 25 milyon doları bulmayan hasılatı var. Vasatı geçemeyen yanlı olarak yapılmış bir film, En iyi Film dalında nasıl olur da seçilir anlamak çok mu zor? Aslında çok zor değil işin içinde Amerika olunca çok kolay.Amerikan askerlerini kahraman gösteren ve Irak halkını Terörist olarak lanse eden film resmen propaganda amaçla yapılmış ve 6 dalda ödül almıştır. Bir kez daha gördük ki Amerika'yı masum, adil olarak gösteren yani yücelten filmler iyi yerlere geliyor, bu bir siyasi olaydır, tıpkı Türkiye'yi kötüleyen yazarların Nobel ödülü alması gibi.

Oscar'ın ardından


Oscar töreni, alıştığımız görkemiyle Los Angeles Kodak Tiyatrosunda sahiplerini buldu. Merakla beklenen En İyi Film ödülünü 2008 yapımı olan The Hurt Locker aldı. En İyi Yönetmeni ödülünü de The Hurt Locker filminin yönetmeni Kathryn Bigelow aldı ve bu dalda ödül alan ilk kadın yönetmen olarak tarihe geçti. Sandra Bullock The Blind Side filmindeki büyüleyici performansıyla beklenildiği gibi En İyi Kadın Oyuncu seçilirken En İyi Erkek Oyuncu ise Crazy Heart filmindeki performansıyla Jeff Bridges oldu. En İyi Yardımcı Oyuncularda da beklenen oldu ve Inglorious Bastards filminde başarılı performans sergeleyen Christopher Waltz ve kadınlarda ise Precious'taki performansıyla Mo'Nique akademi tarafından seçilen isim oldular. Gecenin süprizi ise 9 dalda aday olan Avatar'ın sadece 3 dalda sevinebilmesiydi. Orjinal Senaryo dalında Oscar kazanan film “The Hurt Locker (Mark Boal) ” oldu. Boal’ın teşekkür konuşması belkide gecenin en fazla eleştirilen konuşması olacak, tabi Amerika tarafından değil. Boal konuşmasının sonunda ödülü “Şehitlerimiz ve babam için alıyorum” dedi. Irak’taki savaşın diğer cephesi Iraklılar için hiçbir şey söylemedi. Uyarlama Senaryo dalının Oscar sahibi ise Precious ile Geoffrey Flesher’in oldu. En İyi Kostüm dalında daha önce iki kez bu ödülü alan Sandy Powell bunlara bir yenisi The Young Victorya’daki çalışmaları ile ekledi. En İyi Ses Montaj ve Kurgu’sunda The Hurt Locker 3 ödülü birden kaptı. En İyi Görüntü Yönetmeni dalında Oscar’ı İlk kez Oscar adaylığı olan “Mauro Fiore (Avatar)” aldı. En İyi Film Müziği dalında ise ödüle layık görülen isim ilk kez Oscar adaylığı olan Michael Giacchino (Up) oldu. Sıradışı Göresel Efektler dalında en iyi bulunan film Star Trek’i geçerek Avatar oldu. En İyi Yabancı Film dalında ödülü “El Secreto de sus Ojos (Arjantin) ” aldı. Arjantin’in altıncı Oscar adaylığı var, bu ödülle ikinci kez Oscar sahibi olmuş oldu.

7 Mart 2010 Pazar

Ağzı olan konuşuyor #2 - Brian Clough


"Tanrı futbolu gökte oynamamızı isteseydi, oraya da çim koyardı."
-Brian Clough, 1991, Nottingham Forest menajeri, uzun toplarla futbol oynamaya tepkisini dile getirirken

4 Mart 2010 Perşembe

Futbolun Şeytan Yüzü

Geçtiğimiz hafta Arsenal forması giyen genç futbolcu Ramsey'in ayağının kırılmasının ardından, daha önce aynı kaderi paylaşmış olan futbolculardan bir kaç örnek vermek istersek;

Francesco Totti
19 Şubat 2006’da İtalya Şampiyonluk kupasında Empoli’ye karşı oynarken sol kaval kemiğini kırmış ve ayak bileğinin yan kemiğini bağlayan liflerine zarar vermişti.

Jacob Olesen
Danimarkalı Olesen Ekim 2006’da sol ayak bileğinin yerinden çıkmasıyla sahalara 6 ay veda etmek zorunda kalmıştı.

Henrik Larsson
1999’da Henrik Larsson’ın 2 yerinden kırılan bacağı kariyerini mahvedebilirdi. 7 ayda mucizevi bir şekilde düzelmesi 2000 Avrupa Kupası için tam zamanında dönmesini sağladı. 2002 FIFA DünyaKupası’ndan sonraki emekliliğine kadar İsveç’in vazgeçilmez oyuncusuydu.


David Busst
Coventry defans oyunucusu David Busst, Nisan 1996’da Manchester United’ın defans oyuncusu Denis Irwin ile çarpışması sonucu incik kemiği ve kaval kemiğini kırmıştı. Kırılan kemiğin deriyi delmesinden dolayı akan kanı sahadan temizlemeleri gerekmişti. Busst bir daha profesyonel olarak oynayamadı. United’ın kalecisi Peter Schmeichel, kazanın görgü tanığı olarak, sonrasında psikolojik tedavi görmüştü.


Eduardo da Silva
23 Şubat 2008’de Birmingham City ile Arsenal maçında, Eduardo da Silva’nın kaval kemiği kırıldı ve sol ayak bileği yerinden çıktı. Birmingham City oyuncusu Martin Taylor, Eduardo’dan yanlış zamanda top kapmaya çalışması sonucu oluşan bu olay üzerine hemen maçtan atılmıştı. Eduardo Ocak 2009’da sağlığına yeniden kavuşmuştur


Djibril Cisse
2006’da Fransa’da oynanan maçta Cisse ile Shandong takımının defans oyuncusu çarpışınca; Cisse sağ bacağını kırdı.

Wilfred Bouma
UEFA Intertoto Kupası 3. Tur rövanş maçında Aston Villa, evinde Danimarka ekibi Odense ile karşı karşıya gelirken Bouma girdiği ikili mücadele sonrası bu talihsiz kaderi yaşadı.


2 Mart 2010 Salı

Görmedim Duymadım Bilmiyorum #2 Neden Amerikan Futbolu denir?


Amerikalılar elle oynadıkları bir oyuna neden Football diyorlar? Eminim bu soruyu daha önce soranlar ya da merak edenler olmuştur. Önce Amerikan futbolunun tarihine kısaca bakalım. Her şey, futbolun kurallarından sıkılan bir İngiliz oyuncunun, oyun sırasında topa ayakla vurmaktan sıkılıp, topu eline alıp koşmasıyla başlamış. Bu, her ne kadar normal futbolda kuralların açık bir şekilde ihlali olsa da, oyuna bu yeni yaklaşımın diğer oyuncuların da hoşuna gitmesi üzerine rugby oyunu doğmuştur. Daha sonra Amerika'da yayılarak popülerite kazanmıştır. Fazla derine inmeden asıl konumuza gelelim. Amerikan futbolunun oynandığı topun boyu, Amerikan ölçü birimi olarak "1 foot" (yaklaşık 30 cm) uzunluğundadır ''football'' denmesinin sebebi de budur.

and the Oscar goes to...


Oscar'a sayılı günler kala heyecan her geçen daha da artıyor. Bu yıl 82. düzenlenecek olan Akademi Ödüllerinde ilk kez 10 film aday gösterildi. Bu da sanırım heyecanı arttırıyor ve jurinin işini biraz daha zora sokuyor. Oscar'ın en önemli 5 ödülünün adaylarını tekrar gözden geçirecek olursak;
En İyi Film: Avatar, The Blind Side, District 9, An Education, The Hurt Locker, Inglourious Basterds, Precious: Based on the Novel 'Push' by Sapphire, A Serious Man, Up, Up in the Air. En İyi Yönetmen: Avatar-James Cameron, The Hurt Locker-Kathryn Bigelow, Inglourious Basterds-Quentin Tarantino, Precious: Based on the Novel 'Push' by Sapphire-Lee Daniels, Up in the Air-Jason Reitman En İyi Kadın Oyuncu: Sandra Bullock-The Blind Side, Helen Mirren-The Last Station, Carey Mulligan -An Education, Gabourey Sidibe -Precious: Based on the Novel 'Push' by Sapphire, Meryl Streep -Julie & Julia En İyi Erkek Oyuncu: Jeff Bridges -Crazy Heart, George Clooney -Up in the Air, Colin Firth -A Single Man, Morgan Freeman -Invictus, Jeremy Renner -The Hurt Locker En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu: Penélope Cruz -Nine, Vera Farmiga -Up in the Air, Maggie Gyllenhaal-Crazy Heart, Anna Kendrick -Up in the Air, Mo'Nique -Precious: Based on the Novel 'Push' by Sapphire En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu: Matt Damon -Invictus, Woody Harrelson -The Messenger, Christopher Plummer -The Last Station, Stanley Tucci -The Lovely Bones, Christoph Waltz -Inglourious Basterds


Benim tahminlerim;
En İyi Film: Avatar
En İyi Yönetmen: The Hurt Locker-Kathryn Bigelow
En İyi Kadın Oyuncu: Sandra Bullock-The Blind Side
En İyi Erkek Oyuncu: George Clooney -Up in the Air
En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu: Christoph Waltz -Inglourious Basterds
En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu: Mo'Nique -Precious

The Hurt Locker ve Avatar 9 dalda en fazla aday olan 2 film. Bu da eski evli çift James Cameron ve Kathryn Bigelow arasında geçecek düelloya heyecan katıyor. Bunun dışında Up hem en iyi animasyon hem de en iyi film dalında aday gösterilerek bir ilke imza attı. 7 mart pazar Alec Balwin ve Steve Martin'in sunuculuğunu üstlendiği gecede neler olacağını bekleyip göreceğiz.

Yıldırım Aziz Yeter?


''Hep destek tam destek'' bu slogana daha fazla uyan başka taraftar belki de yok Türkiye'de. Ama işin içinde verilen sözler olunca eleştiri yapmak en doğal hakkımız...
Sezon başında 3 sene üst üste şampiyonluk sözü veren Aziz Yıldırım daha ilk sezondan bu sözünü tutamamıştır. Ligin sonunu beklemeye gerek yok bence derhal çıkıp milyonlarca Fenerbahçe tarafından özür dilemeli ve istifasını vermelidir. Bunca yılın hatrına bence bunu hakediyoruz. Yılda ortalama 150 milyon TL geliri olan, bunun 40 milyonu Fenerium mağazalarından sağlanan, yani taraftarından her türlü desteği sonuna kadar gören bir kulüp, taraftarından en fazla destek alan kulüptür Fenerbahçe. Yani Fenerbahçe'de öyle bir maddi güç var ki, Adnan Polat yönetse anca bu kadar kötü yönetir. Aziz Yıldırım'ın megolomanlığının yani her şeyi en iyi kendi bildiğini zannetmesi bu komik duruma düşme nedenlerinden en büyüğü. Fenerbahçe dergisinin mart sayısında yaptığı açıklamada Başkan Aziz Yıldırım ''sezonun ikinci yarısının başında yaşadığımız bu sendelemeye rağmen takımımız, şampiyonluğun da Türkiye Kupası`nın da en güçlü adayıdır. Fenerbahçe Spor Kulübü, bugüne dek her sezona şampiyonluk iddiasıyla başlamıştır ve bu her zaman böyle de olmalıdır. Bu sebeple, şampiyonluk iddiası `Kişisel bir söylem değildir`''. Bu gerçtekten taraftarla dalga geçmektir. Kurulan kadro belli puanlar ortada milyonlarca taraftarla dalga geçmenin daha ne alemi var? Şimdi akıllara şu soru doğal olarak gelebilir. Her şey iyiken Aziz Yıldırım efsane başkandı şimdi noldu? Efsane başkanlığına bir şey demiyorum; rakibinin aksine tırnaklarınla kazıyarak hakederek senelerce binbir zorlukla yapılan stad, Aziz Yıldırım'ın bana göre en büyük başarısıdır. Fakat sadece ekomomik ve kurumsal açıdan elde edilen başarılar bizleri tatmin etmiyor ve bu ekonomik güç kesinlikle sportif alana yansımıyor. Problem budur birileri çıkıp milyonlarca Fenerbahçe taraftarına bunların nedenlerini anlatmalıdır. Fenerbahçe kulübü son 2 yılda yaptığı transferler ve yanlış Teknik Direktör seçimleriyle 5 yıl geriye gitmiştir. Yıllardır Aziz Yıldırım'ın 'yabancı sınırlaması kalksın' mücadelesine karşın bu sezon devre arasında Carlos'un gitmesine rağmen inatla transfer yapılmaması, lige 7 yabancıyla devam etmek inanılmaz derecede kendiyle çelişen ve Fenerbahçe'nin ne kadar kötü yönetildiğini gösteren bir durumdur. Transfer bitirici yönetici olmaması da Aziz Yıldırım'ın en iyisini ben bilirim! mantığına uygundur.
Bence Aziz Yıldırım helalleşip taraftara veda etmelidir bu sefer kimsenin bırakma bizi başkan diye yürüyüş yapacağını zannetmiyorum. Aziz Yıldırım Fenerbahçe'ye zarar vermektedir ve bu iş inada bindikçe bu zarar katlanarak büyür. Başkan her şey tadında kalmalı, bırak da biz seni efsane başkan olarak hatırlayalım..

Yenilginin sorumlusu


Fenerbahçe İstanbul Belediye Spor'a yenilerek ligde üst üste 2. yenilgisini aldı ve adeta Galatasaray'a şampiyon ben olmayacagım sen buyur dedi ve bana göre havlu attı. Hakem Fırat Aydınus'un evlere şenlik yönetimini de göz ardı etmemek lazım. Maçı bir yerden alıp diğer tarafa verdi. Peki Aziz Yıldırım federasyona savaş açmadı mı? Eskişehir maçından sonra Kulüpler Birliği başkanlığından istifa etmedi mi? Şimdi neden çıkıp konuşmuyor çok merak ediyorum. Eskişehir maçında olanlardan çok daha yanlış ve maçı etkileyecek kararlar verildi. Sessiz kalınması enteresan. Neyse bu haftadan sonra şampiyonluk hayal olarak görülebilir. Bunun nedeni Galatasaray'ın iyi bir takım olması degil fakat Fenerbahçe'nin kötü olması. Şunu da söylemek lazım ki Galatasaray'ın kadrosu Fenerbahçe'den daha iyi. Aradaki ekonomik farka bakılacak olursa traji komik bir durum. Beşiktaş'ın kadrosunun da Fenerbahçe'den daha iyi olduğunu düşünüyorum. 3 büyükler arasında en ''zengin'' kulüp olup da bu komik durumlara düşmek ayıptır, utanç vericidir. Tek sorumlusu vardır o da Aziz Yıldırım'dır.